Milli Ekonomi Modeli
Prof. Dr. Haydar Baş

BİREYİN VE TOPLUMUN ÇIKARLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ

Bireyin ve Toplumun Çıkarlarının Birleştirilmesi
 
Konuya bir soruyla girelim: Bilinen ekonomi anla­yışlarında mümkün olmamasına rağmen, toplumun her kesiminin çıkarları aynı anda maksimize edilebilir mi?
 
Eğer, bireyin çıkarlarını toplumun çıkarlarına katkı sağlayacak bir biçimde yönlendirebilirsek aynı anda hem bireyin, hem de toplumun maksimum fayda elde etmesi mümkün olacaktır. Esasen Milli Ekonomi Modeli'nde yapılmaya çalışılan da bundan ibarettir.
 
Milli Ekonomi Modeli'nde insanlar, hem tüketir­ken, hem de üretirken topluma katkıda bulunacaklar­dır. Gelirini arttırma gayreti içerisinde bulunan her bi­rey, diğer bireylerin de gelirini arttıracak, tüketim ya­pan her birey diğer bireylerin daha fazla kazanmasını, dolayısıyla daha fazla tüketebilmesini sağlayacaktır.
 
Mesela, dar gelirli insanlara verilen destek aynı za­manda yeni bir tüketim artışına sebep olduğu için bu daha fazla üretim, daha fazla istihdam imkanı sağlaya­caktır; yani toplumun bir kesimine doğrudan verilen destek Milli Ekonomi Modeli çerçevesinde toplumun diğer kesimlerine de dolaylı olarak, hatta misli oranın­da yansıyacaktır.
 
Mesela para kazanma hırsına sahip olan birey­lerin bu talebi para ile para kazanma şeklinde de­ğil de emeği devreye koyacak şekilde karşılandığı takdirde bireyin bu isteği aynı zamanda topluma fayda olarak yansıyacaktır. Aksi takdirde para ile para kazanıldığında, toplumun diğer bireylerine ait olması gereken bir kazancın haksız yere bir bi­reye transferi söz konusudur(14).
 
Ve yine elinde parası olmadığı için kahve köşe­lerinde âtıl olarak bekleyen bireylerin ne kendile­rine, ne de topluma bir faydası vardır ama bu bi­reylere proje mukabili sıfır faizli kredi imkanı su­nulduğunda, âtıl duran bu enerjinin sinerjiye dö­nüşmesi elbette mümkün olacaktır.
 
Görüldüğü gibi bireylerin topluma ve kendile­rine ekonomik olarak zarar verebileceği adımlar, bu modelde tam tersine faydalı bir hale çevril­mektedir.
 
Dolayısıyla, eğer insanı konu alan bir model hayata geçiriyorsak, ona karışmayan, onu uzaktan seyreden veya onun isteklerini kısıtlayan değil, aksine onun tercihlerini hem kendi lehine, hem de toplum lehine faydalı kılacak bir anlayışı hayata geçirmek zorundayız.
 
Bu konu, son derece önemlidir. Dünyada uy­gulanan ekonomi politikaları hep toplumun bir kesimine destek verirken, diğer kesimini ihmal etmiştir.
 
Bu anlayışlara göre eğer siz doğrudan gelir vergi­sini arttırırsanız, sosyal harcamalara daha çok para ayırabilirsiniz ama bu sefer de daha çok vergi aldığı­nız için istihdamı azaltmış olursunuz. Bu yüzden belli bir yaşa gelmiş insanların emekli maaşını arttır­mak, işsizlik sigortası vermek kamu bütçesi üzerinde yük olarak gözükmektedir.
 
Şu anda AB topraklarında başta Almanya olmak üzere sosyal harcamalarda kısıtlamaya gidiliyor. Yi­ne örneğin Türkiye'de sanki tarım kesimini destekle­mek, diğer kesimlerden bu kesime gelir transferi ola­rak değerlendiriliyor. Bu örnekleri çoğaltmak müm­kündür ve bilinen ekonomi modelleri için bu kaygı­lar doğrudur. Ancak şu ana kadar hiçbir ekonomi modelinin yapamadığı bir uygulama, Milli Ekonomi Modeli ile hayata geçirilmektedir.
 
Milli Ekonomi Modeli toplumun bütün kesimleri­ne aynı anda fayda sağlayacak mekanizmaları devre­ye koymaktadır. Mesela, tarım kesimini, paranın ta­rifinden yola çıkarak ve belli oranlarda emisyon hac­mini arttırarak desteklemek, aynı zamanda toplumun diğer kesimlerini de desteklemektir. Çünkü ülkemiz­de halkın % 35'i tarım ile geçinmektedir.
 
2000 yılı nüfus sayımına göre Türkiye'nin toplam nüfusu, 67.803.927 iken; köyde yaşayanların sayısı 23.797.653'tür(15).
 
Eğer üretici o yıl elde ettiği üründen istediği geliri elde ederse, bu o yöredeki esnafa alışveriş olarak yansıyacaktır.
 
Ayrıca tarım kesiminin desteklenmesi tarım ve ta­rıma dayalı sanayinin de gelişmesine imkan sağlaya­cağı için büyük bir istihdam sahası ortaya çıkacaktır.
 
Bugün tarım kesiminin satın alma gücünde ya­şanan ciddi orandaki azalma sadece bu kesimi de­ğil toplumun bütün kesimlerini etkilemektedir.
 
Hükümetin yapacağı transfer harcamalarında meydana gelecek artış sadece emekli memurları memnun etmeyecek, aynı zamanda piyasada eksik olan talebin tamamlanmasını da sağlayacaktır. Tabii ki bu kamu harcamalarındaki artış Milli Ekonomi Modeli'nin ortaya koyduğu belli kurallar ve parasal oranlar çerçevesinde olacaktır.
 
Bir diğer konu da sahiplenme meselesidir. Daha çocuk yaşta iken ortaya çıkan bir duygu da sahiplen­me duygusudur. Özel mülkiyet insanın doğasına uy­gun olup Milli Ekonomi Modeli'nin unsurları arasın­da yer alır. Aksini kabul eden Marksist anlayışlar bu konuda insanın doğasına aykırı davranmışlardır.
 
Burada yapılması gereken ne komünizm gibi bir in­sanın doğasında doğduğu günden beri var olan sahip­lenme gibi duyguları reddetmek, ne de insanı topluma faydasız bir kulvarda tutmaktır. Milli Ekonomi Modeli insanı, taşıdığı en temel duygularla kabul etmekte ve bu duygulardan kaynaklanan tercihlerini hem kendi, hem de toplum yararına kanalize etmektedir.
 
Yine, bir önemli konu da insanların ekonomik o­laylar karşısında tercihlerinin her zaman rasyonel ola­mayacağı noktasıdır. Çünkü insanın davranışlarına yön veren aklı değil, taşıdığı duygularıdır.
 
Mesela, sağlığımıza zararlı olduğunu bildiğimiz halde, sigara, alkol veya bağımlılık yapan maddelerin kullanımından vazgeçemeyiz. Veya fiyatı daha ucuz olsa bile domuz etinin Müslüman bir toplumda satıla­mayacağının, insanların hiçbir karşılık beklemeden bir başkasına bulunacağı yardımın mantıksal değil, duygusal ve ahlâkî bir izahı vardır.
 
Hem bireyler, hem de bireylerden oluşan toplum­lar olaylara yaklaşırken akılları ile değil taşıdıkları duygular ile yaklaşırlar. Duygular ile gösterilen yak­laşımlar bazen gerçeklerle örtüşebilir, bazen de tam tersi olabilir.
 
Ayrıca insanların kabiliyetleri farklı farklıdır. în-sanları aynı dişlinin bir parçası olarak görmek mümkün değildir.
 
Aynı miktardaki para ile bir birey üretim yapabi­lirken, diğer bir birey hiçbir şey yapamayabilir. Bu kabiliyet farkları bireyden bireye değişebileceği gi­bi, toplumlar arasında da büyük farklara sebep ola­bilir. Bu yüzden ekonomi politikaları oluşturulurken bu durum göz önüne alınmak zorundadır.
 
İnsanın bu özellikleri dikkate alınmadan inşâ edi­lecek bir ekonomi modelinin insanlığa hizmet etme­si beklenemez. Çünkü yanlış temeller üzerine doğru binalar inşa edilemez.
 
Sonuç olarak:
 
Ekonomi kurallarını vaaz edenler, insanı ve toplu­mu tanıyıp, varoluş gaye ve maksadına göre toplu­mun huzuru ve düzeni için kurallar ihdas etmelidirler.
 
O yüzden Milli Ekonomi Modeli insandan ve insa­na ait özelliklerden yola çıkarak geliştirilmiştir. Milli Ekonomi Modeli toplumun sadece bir kesiminin değil, toplumun bütün kesimlerinin hiç kimseye el açmadan hayatını ikame edeceği bir seviye hedeflemektedir.
 
İnsanlar ve devletler için esas özgürlük, başka bi­rey ve devletlere muhtaç olmadan yaşamaktır.

14- Prof. Dr. Haydar Baş, Mektûbât, s. 253-257; Prof. Dr. Haydar Baş, iman ve insan, s. 238-241
15- D.İ.E, 2000 Yılı Nüfus Sayımı